Ostalgia Ne Demek Tıp?
Kayseri’deki akşamları, her zamanki gibi serin ve dingin geçiyor. Çarşıda yürürken bir yandan eski sokakların o toprak kokusunu içime çekiyorum. Bazen bu kokular bana eski bir dönemden fısıldayan birer hatıra gibi gelir. İşte tam bu anlarda, geçmişle bugünün arasındaki o belirsiz sınırda, bir kelime yerleşiyor zihnime: Ostalgia. Herhangi birine “ostalgia ne demek?” diye soracak olsam, büyük ihtimalle bana garip bakarlar. Ama ben ne hissettiğimi çok iyi biliyorum. O kelime, bir tür duygusal yankı gibi. Tıpkı, yıllar önceki bir hatıranın geriye dönüp bana bakması gibi…
Ostalgia: Geçmişe Dönme Arzusu
Bir yaz günü, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, yıllar önce aynı sokakta oynadığımız arkadaşlarımı düşündüm. O zamanlar çocukluğumun merkezi burasıydı. Çocukluk, her zaman “yavaş” yaşanır, değil mi? Yaşadığımız yerin “zamanı” bizlere ne kadar hızlı geçmiş gibi görünse de, bir çocuk için her an ölümsüzdür. Anıların üzerine sonradan eklediğimiz anlamlar, gerçeklikten çok duygularımızı sarmalar. O anlarda, “ostalgia” kelimesiyle karşılaşmak, bana sadece bir kavram değil, bir duygu olarak gelmeye başladı. O kelimeyi tanımadan önce, geçmişin özlemini çekiyordum. Ama bu kelime, bana duygularımı tanımlama fırsatı verdi.
Bir Günlük…
Genelde günlük tutarım. Kimseye açamadığım duygularımı yazıya dökerim. Bu bazen bir terapi gibi gelir. O yazılar beni geçmişle, şimdiki zamanla, hatta gelecekle yüzleştirir. Herkesin sıklıkla yaptığı şeyler vardır, fakat benim için günlük tutmanın, o eski anıları tekrar gözden geçirmenin çok başka bir anlamı vardır. Çoğu zaman yazarken, bu kadar çok anıyı tekrar hatırladığımda, içimde bir boşluk hissi oluşur. Bu boşluk bazen çok yoğun olur. Geçmişin, eski Kayseri’nin, eski arkadaşlarımın ve çocukluğumun arkasından bir “nostalji” değil, bir ostalgia gelir. Bu kelime, bana geçmişi özlemenin, fakat bir o kadar da geçmişin ben de bıraktığı izlerle iç içe yaşamanın tuhaf bir karışımını anlatıyordu.
Ostalgia’nın Yükü
Bir gün, eski okul arkadaşlarımdan biriyle karşılaştım. Beraber bir zamanlar sokakta oyunlar oynadığımız, çimenlerin üstünde saatlerce sohbet ettiğimiz o eski günlerden bahsediyorduk. Kısa bir süre sonra, birbirimizin gözlerinde geçmişi bulduk. Fakat bizim gibi Kayserili insanlar için, geçmiş bazen oldukça silik olabilir. Ya da belki de geçmiş, silinmemiş ama üzerinden yıllar geçmiş gibi, her şeyin donmuş olduğu bir tablo gibi görünür. İşte o an, ostalgia kelimesi aklıma geldi. Yıllar önceki o kaybolan zamanların özlemi, hayal kırıklığı, ve bir tür geçmişi geri getirebilme isteği…
Beraber eski bir kafede otururken, sohbetin doğal akışı içerisinde bu kelimeyi söyledim. O an bir garip his sardı içimi. Her şey biraz daha yavaşladı. Gözlerimdeki o nostaljik parıltı ve geçmişin sesleri, tam da “ostalgia” kelimesinin tanımını yapıyordu. “Ostalgia”, yalnızca bir özlem değil; bir tür kayıptan kaynaklanan, geçmişi hatırlama, ama bir o kadar da o kaybolan şeyin geri gelmeyeceğini bilmenin verdiği yoğun bir hüzün duygusuydu. Bu duygu, hayatımda daha önce hiç hissetmediğim kadar keskin bir şekilde belirdi. Çünkü bir şeyleri kaybettiğinizde, onları geri getirebileceğinizi umarsınız. Ama bir yandan da fark edersiniz ki, geri getiremeyeceğiniz bir şeyi düşünmek daha acı vericidir.
Geri Dönmek Mümkün Müdür?
Bazen geçmişe bakınca, “Keşke o günlere dönsem” dediğim anlar oluyor. O zamanlar her şey o kadar basitti ki. Fakat ostalgia hissetmek, eski bir anıyı hatırlamak, ama ona aynı şekilde sahip olamayacak olmanın getirdiği boşluğu yaşamak demekti. Geçmişin ne kadar özlense de, geriye dönebilmek imkânsızdı. Herkesin geçmişi, onların “sahip oldukları” bir şeydi. Ama benim geçmişim artık benden bir adım uzaklaşmıştı. Belki de bir gün, bir an daha geriye dönüp bakınca, aynı çocukluğumu, aynı o eski arkadaşlarımı, aynı sokakları göremeyeceğimi kabul etmek zorundaydım.
Bir Telefon Mesajı ve “Ostalgia”
Bir akşam, eski bir arkadaşım mesaj attı. Mesajda sadece şu yazıyordu: “Kayseri’deki eski kütüphane hala orada mı? Geçen hafta oradan geçerken aklıma geldiniz, eski günleri hatırladım. Sizi unutmak zor oldu.” O anda, o mesajı okurken bir şeyin farkına vardım: ostalgia sadece fiziksel olarak kaybedilen bir şey değil, aynı zamanda kaybolan duygular, kaybolan anılar, kaybolan bağlar ve kaybolan anlamlar demekti. O eski kütüphaneye gitmek, orada geçen zamanları tekrar yaşamak imkânsızdı. Ama bir telefon mesajı, bir cümle dahi olsa, bir anı uyandırabiliyordu. O mesajda hissettiğim şey, geçmişin çok ötesine geçmiş bir özlem ve o özlemin getirdiği bir duygusal derinlikti.
Ostalgia ve Hayal Kırıklığı
Sonuçta, ostalgia kelimesi benim için hem bir anlam taşıyor hem de taşıdığı anlamla birlikte bir hayal kırıklığını. Geçmişi özlemek, ama bir yandan da bilmek ki hiçbir şey geri gelmeyecek, belki de hayatın en zorlu yanlarından biri. Ve bu yıkıcı duyguyla yaşamak zorunda olmak, insanı hem hüzünlü hem de umutlu kılıyor. Geçmişi seviyorum, ama artık geçmişi sevmenin bir noktada seni bırakacağını da biliyorum. Bir zamanlar sahip olduğun o eski bağlar, o eski arkadaşlar, o eski sokaklar birer anıya dönüşüyor. Onlara tutunmak, ancak onların kaybolmuş olmasına rağmen onları hissetmek başka bir şey.
Sonuç: Kaybolan Zamanı Tanımak
Şu an burada yazarken, geçmişe olan o özlemle, bir yandan da ilerlemek gerektiğini biliyorum. “Ostalgia”, bana geçmişi hatırlatıyor, ama bir o kadar da hatırlatmanın verdiği hüzünle yüzleşmemi sağlıyor. Geçmişi özlemek, kaybolan zamanın ardından gitmek… Ama bu aynı zamanda, kaybolan şeyleri sevmenin bir yoludur. Geçmişin sıcaklıkları ve geçmişin derinlikleri, belki de artık geri gelmeyecek bir dönemdir. Ama hala bir şekilde, bir parçası bu yazıda, bu duyguda yaşıyor.